2 Aralık 2010 Perşembe

din, felsefe, özgürlük ve mutluluk üzerine yarım bırakılmış bir yazı


Bir oyun düşünün kuralları çok basit üstelik sonunda da bir ölen bir kalan ve bir film de olmayacak. Aslında tam öyle de değil ( aslında tam böyle de değil ama peki nasıl ? ) Şöyle bişey kurulu bir düzen içinde uyuşturulmuş bir biçimde yaşıyoruz hepimiz. Çok da yalan sayılmaz, dinler insanlığın afyonudur derler, büyük yalan. Yeryüzündeki bütün dinler insanlığa kendini özgürleştirme şansı verir aslında, biz onu alır yanlış yorumlarız. Çünkü dinler insanlara mutluluğu vaad eder ve mutlu olan her insan düşüncesini, diğer insanlara yaklaşmını hürleştirir, genişleştirir.Doğru idrak edilmiş din anlayışı insanı bireyselliğinden, bencilliğinden kurtarır, modernitenıin getirdiği insanın yalnızlık duruşunu, evrene açılan karamsar ve dar bakış açısını  genişletir ve insana değer katmayı amaçlar. Hoşgörüden uzak, insanlıktan uzak, sadece yasaklar üzerine kurulan bir din, çeşitli kesimlerin yanlı amaçlarına hizmet eden falanca filanca kurumdan öteye gidemez. Evet doğru yasaklar vardır  ve bu yasaklar insanların sbazı eylemlerini kontrol altında tutmayı da öğütler. Başka birine zarar vermemek adına, sosyal açıdan, fiziksel açıdan, psikolojik açıdan, insanın kendisini tutmasını irade duygusunu kuvvetlendirmeye çalışarak sağlar. Çok doğal olan bu gerekliliği Ruousseou , Social Contract 'ta farklı şekilde dile getirince, toplumsal anlamda orta yolu bulma, ezilenin ve ezenin eşitliğini amaçlayan bir topluma giriş için atılan bu imzayı felsefe kolu kanadı altında kabul ederken, aynı şeyi  farklı cümlelerle öğütleyen organ din olunca birden kaşlarımız çatılır, kafamızda ağır yargı mahkemeleri kurulur. İki farklı subjektik alan olan din ile felsefe çatışmalarında kazanan hep aklın kuramlarını öğütleyen felsefe kazanır, insanın iç huzurunu, mutluluğunu öğütleyen din kaybeder. Neden kaybeder, çünkü felsefe aydınların işidir, aklı çalışan eli ekmek yapan kısımın işidir. Din ise sokaktaki senin benin işidir. Felsefe salon köşelerine yakışır, hiçbir evin oturma odasında Hobbs veya Adam Smith konuşulduğunu işittiniz mi azizim , ben işitmedim ama din öyle değildir, dedik ya evrenseldir diye, malzemesi de buldur insanların kullanabileceği, her ortama girer, kapı önünde, elektrik kuyruğunda ele alınır tartışılır. (bknz: ağzı olan konuşuyor ) ve çok çok değişik yaklaşımlar geliştirilir üzerine, kimi alır kurumsallaştırır dini, kimi yasallaştırır, kimi yasaklaştırır. Tüm bu gruplardan hiçbiri birbiriyle anlaşamaz da bir konu üzerinde ağız birliği yapmışçasına bağırırlar avaz avaz : " Din , insanın özgürlüğüne vurulan bir kırbaçtır "

Yalan efendim, vallahi de yalan billahi da yalan. Yani benim inandığım din, beni kısırlaştırmıyor özgürlük konusunda. Bu durumda ya ben dinsiz oluyorum, ya da diğer insanların inanışlarında bir gariplik var (bknz: belki de ben baştan kaybetmişim, insanlık kazanmış ). Din öyle birşey ki, insanın bilmem ne kuramları ile bulamadığı huzuru mutluluğu, gerektirdiği teslimiyet duygusu ile insana geri kazandırıyor.

Düşünün, bir kere düşünün, özgür olan, canı istediği zaman alıp başını çekip giden ( ki bazen de ben giderim )
sırf canı istedi diye bir kedinin kuyruğuna bilmem ne teneke parçası takıp hayvana acı çektiren, özgür olduğu için hiçbir ahlaki değer sahip olmamanın getirdiği gazla komşusunun evine girip altınları çalıp kaçan, özgür olduğu için dolabtaki kendisine ait olmayan 2 dilimin hepsini yiyen, sırf canı istedi diye gecenin 2sinde müziği bangır bangır açan bu insancıklar gerçekten özgürlüğün ne olduğunu gerçekten idrak edebilmiş mi ve özgür olabilmeyi gerçekten hak ediyorlar mı ? Özgürlük güzeldir, hoştur, özgürlüğü beğeniriz, hayranlıkla her akşam televizyon başlarında takip ederiz, çocuklarımıza "özgür" ismini koyarız da hiç düşünmeyiz herkesin özgürlüğü taşıyamaz.

Din'in görünürdeki özgürlükle olan çelişkisi bence özgürlüğün tanımını nasıl yaptığımızla da alakalı. Ya da hayatın tanımını yaparken mutluluk -özgürlük ikilisini hayatın neresine oturttuğumuzla da alakalı. Herkesi ortak mutlu edicek bir özgürlük tanımının yapılması pek biraz, az biraz imkansız görünürüyor. Anlamam zaten de kendini hayat memat meselelerini çözmeye adamış, sonunda kendi ile çelişmekten öteye gidememiş filozofları da insanlık için genel geçer yargılarda bulunmaya çalışışlarını da. Yeryüzünde milyar tane insan varsa, milyar milyar sayıda dallanıp budaklanan değişik düşünce vardır. Çünkü her insan aynı konu üzerine bir düşünüş sistemi ile ayakta durmaz. Hemen hemen herkesin bir konu üzerine uyarlayıp, haklı çıkarabileceği onlarca düşünce vardır. Ayıkla şimdi pirincin taşını. Bu insan güruhuna adapte edilcek olan öğreti nasıl geliştirilir, olmaz azizim, olmaz azizem, yapılan şey kendi düşüncelerini genel geçer yargılarmışçasına yüksek sesle söyleyip kendini kandırmak olur. Bu dünyada insan sayısından da fazla özgürlük tanımı vardır, mutluluk tanımı vardır o yüzden.

p.s : kafamın içinde tepinen filler bir susar mısınız lütfen ! Yazıyı yarıda bırakıyorum çünkü, filler çok gürültü çıkarıyor, dayanamıyorum. Hem herşey illaki tamamlanacak değil ya, bu da böyle yarım kalsın.

Ne dinliyorum: Stand by me http://www.youtube.com/watch?v=Us-TVg40ExM

3 yorum:

  1. Özgürlüğe ne değer verdiğine bağlı tabi tüm bu yazdıkların. Özgürlüğün mutluluk getirdiğini söyledilerse eğer yalan söylemişler. Özgürlük insanın elde edebileceği en güzel ama en tehlikeli şeydir. Zaten bu yüzden hiç düşünmeden bir kenara bırakıyoruz. İster dine teslim et özgürlüğünü, ister aptal felsefi akımlara. Toplumsal ahlak kurallarına, ailene, sevgiline. İnsan sosyal bir hayvan değildir. Toplum insanın kaderi değildir. Ama özgürlüğümüz ancak böyle kısıtlandığından koşa koşa atlarız toplum denen ilginç organizmanın kucağına. Özgürlük bir hayal olarak durmalıdır yukarıda. Asla ulaşılamayan ve ulaşılamayacak ama gözden de kaybolmayacak bir noktaya yerleştirmek gerekir ki tüm suçu üstüne yıkacağın insanlar toplansın çevrende. Ve sen onlara önüne ne engeller çekildiğini, özgürlüğünün nasıl kısıtlandığını anlat. Yeni özgürlük tanımları yap, yeni kaynaklar yarat. Ve bir kez daha bağla kendini.
    Hayır özgürlük arzu edilen birşey değildir. Hem orada bir köy var uzakta, gitmesek de görmesek de
    Trallallallaa

    YanıtlaSil
  2. Genel geçer yargılara göre özgür olan yalnız kalır, ama insan özgürlüğünden de sıkılır mı, ewet sıkılır, çünkü insanın doğasında özgür olmaz arzusu kadar, bişeylere bağlanma özlemi de bulunur. Teslimiyet çoğu zaman huzur getirir. En basitindan herhangi birşeye bağlanırken bile buna kendi öz irademizle karar veririz.Sanıldığından daha özgürdür insanlar bu yüzden. Özgürlüğün görünmeyen yüzüyle özgürdür. Özgürlüğün görünen yüzü ile düşünecek olursak da güzel demişsin özgürlük bir hayal olarak durmalı yukarılarda bir yerlerde diye. Sonuna kadar katılıyorum.

    YanıtlaSil

Bu Blogda Ara

Bu gadget'ta bir hata oluştu