29 Ocak 2011 Cumartesi

hayatımın bundan sonraki kısmına huzur adını verdim.

Geçen seneden beri okumak arzusu ile yanıp tutuştuğum iki kitap var. Birincisi Fernando Pessoa'nın yazdığı "Huzursuzluğun Kitabı", diğeri ise Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Huzur" adlı romanı.

İkisini de okumak henüz kısmet olmadı. Huzur'u yaklaşık 6 ay önce aldım. Belli aralıklarla kitap kapağını okşayıp, sayfalarını koklayıp, rasgele bir sayfa çevirir, rasgele bir cümle okurum da bir türlü başlayamam. Ben kitapları o anda olamadığm şeyi kitap sayfaları arasında görüp, o şekilde olmaya, -gibi davranmaya çalışan biri değilim. Gündelik hayatta hayaller eşliğinde, mistisizm buğusu altında, ruhani boyutlarda, sürreal ve soyut manalarda yaşadığım doğrudur. Ama konu kitap olunca tutumun birden değişir. Okuduğum kitabın o an içinde bulunduğum ruh halini daha da körüklemesini isterim. Eğer o sıralar hayatın bir yerlerine asılmada, sıkı sıkı sarılmada bir sorunum varsa, gider "Tutunamayanları" okurum, Mavie Binchy yerine, ya da çok çok mutlu isem "Küçük Prens" okurum, insanlıktan çıktığımı düşünüyorsam Hakan Günday'dan" Kayra ve Kinyas" okurum. Ne isem onu okurum ve daha da sivrileştiririm yaşadığım duyguyu. Huzur romanına uzun bir süre başlayamamamın sebebi budur tahlilimce; kendimi hiçbir zaman o kadar huzurlu hissedememem.

Huzursuzluğun Kitabı'na gelince hikayem aynı konu çerçevesinde kalmakla beraber bir iki detayla Huzur Romanı'ndan farklılaşır. Huzursuzluğun Romanı'nı almaya hiçbir zaman cesaret edemedim. Kendimi dipsiz kuyular içine atmıştım zaten ama eğer alır da okumaya başlarsam bu romanı, kendi kazdığım kuyuya düşmüş olmakla kalmayacak, üzerine bir de kendi kazdığım kuyunun üzerini  kendi kendim toprakla örtmüş olacaktım. Alamadım. Cesaret ettiğim zamanlarda ise ne hikmetse, kitabın kalmadığı cevabı ile karşılaşarak içten içe rahatladım.

Şimdi ise teorimin çöküş aşamasındayım. "Huzursuzluğn kitabı"nı aldım. Mephisto'dan ( aldığım yerin ismi neyi ima ediyor acaba). Aldığım zaman diliminin normalde çok doğru olması gerekirdi. Hollanda'ya gidiyordum ve muhtemelen yaşayacağım güzelliklerin yanında deli divane huzursuzluk buhranlarına, endişelere, tereddütlere, kuruntulara, özlemlere. herşeye ama herşeye gebe olan dipsiz bir kuyu daha açacaktım kendime ve Huzursuzluğun Kitabı da bu süreç içinde en büyük destekçim, en yakın arkadaşım olacaktı. ( bknz: kitap en yakın arkadaştır ). En huzursuz, en mutsuz olduğum anlarında birinde elimde kalemim altını çize çize okuyacaktım baş ucu kitabımı. Ama hayatımın bundan sonraki kısmına "huzur" adını vermeye karar verdim elimde "Huzursuzluğun Kitabı" ile. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın bahsettiği fikri huzur'a henüz eremediğim için kendisini hala ertelemekle beraber. Huzursuzluğun kitabını derin bir iç huzuru ile okumaya başladım.

Belliydi böyle olacağı, kitabı aldığım gün, hava bir başka kokuyordu, telaşlı ve huzurlu bir kış havası vardı dışarıda. Masada kahvem kitabın ilk sayfasını açtım ve okumaya çalıştım karnımda uçşan kelebeklere rağmen. Okumaya çalıştım inatla buhranlı cümleleri ama hissettiğim tek şey sevinçli ve boğaz kurutan heyecandan başka bişey değildi. Anlayamadım yazarın ne demek istediğini ve neden kitaba gönderilmemiş bir mektup ile başladığını.Saçma bile bulmuş olabilirim. Gönderilmemiş mektuptaki burukluk ( gönderilmiş de olabilir, düşün onu bile anlayamamışım ) bendeki deli coşkun heyecana ve mutluluğa yenildi, kitabın kapağını kapattım.

İkinci denemem aynı günün akşamı gerçekleşti, yüzümdeki aptal gülümseme ile hafif bir müzik eşliğinde aldım kitabı tekrar elime ve okumaya, hissetmeye çalıştım inatla. Kontrol dışı kaldı ellerim, kontrol dışı kaldı biraz yanmış çok da eskimiş kalemim. Huzursuzluğun Kitabı'nın ilk sayfasına huzurla ilgili tümceler yazarken, çiçekler böcekler çizerken buldum kendimi. Huzursuzluğun Kitabı' nın ilk sayfasına o gün sahip olduğum huzurun tarifini yapıyordum Fernando Pessoa'ya inat, nispet yaparcasına. Utandım, başımı önüme eğip kitabın arka sayfalarını çevirdim. Huzursuzluğun kitabının son sayfasına da huzurun resmini yapmaya çalıştım. Hatta dedim eğer güzel olursa belki bunu bloguma koyarım da insanlar ikinci kere görür huzurun mutluluğun resmini Abidin Dino'dan sonra..

Şimdi nasıl ilerleyeceğim huzursuzluğun kitabında bilemiyorum. İlk sayfasında güzel ve süslü yazı stili ile  yazılmış huzur tanımları, son sayfada huzurun resmi arada kalan bilmem kaç yüz küsür sayfada okunmayı bekleyen davetkar huzursuzluk cümleleri, Hollanda'daki yatağım ve baş ucu lambam. Her teori doğru olmak zorunda değil ya, yapacağım şeyin ne olduğunu biliyorum artık. İçimde biraz korku, az biraz şüphe ama çokça mutluluk ile barındırdığım bu huzur ile "Huzursuzluğun Kitabı"nı okumaya çalışıp, yazarın aslında ne kadar da yanıldığın söylemek için kullanacağım en eskı ve en sevgılı kalemimi. içimdeki huzur beni benden koruyacak ben satırlar arasında gezinirken. Mephisto'nun bana önerdiği kitap ayracını yırtıp attım. Huzur'un resmini kullanacağım kitap ayracı olarak ve cümleler arasında boğulduğum her anda, uzun uzun bakıp güç alacağım resimdeki gülümseten anıdan. Kimbilir belki de kitap bittiğinde, son sayfasını yırtıp Huzursuzluğun Kitabı'nın bitiş sayfasını sahip olduğum bu tek resim yaparım. İşte o zaman, işte o zaman daha da yaşanası olur içimde barındırdığım bu tarifi imkansız huzur.

İyi geceler huzur....

( ps: merak edin durun huzur'un resmini, öyle hemen gösterecek değilim)

1 yorum:

  1. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın huzur kitabını okudunuz mu? okuduysanız çok sevdiğiniz "Tutunamayanlar" kitabından Farksız olduğunu görmüşsünüzdür..Ahmet Hamdi Tanpınar ki, Oğuz Atay gibi, Orhan Pamuk gibi yazarlara yol göstermiştir.."Huzursuzluğun kitabı" adlı eseri okumadım..ama bidiğim bir şey varsa o da "Huzur" romanının aslında huzur kaçırdığıdır..Bu yazınızı tesadüfen gördüm.Yorum yapma isteği duydum.Umarım rahatsız olmamışsınızdır.

    YanıtlaSil

Bu Blogda Ara

Bu gadget'ta bir hata oluştu